Doğduğumdan beri 84 yıldır elektriği olan evlerde oturdum.
15 Mart 2024 Cuma
Fİ TARİHİNDE SOKAK HAVAGAZI FENERLERİ-Gülay Perşembe
Doğduğumdan beri 84 yıldır elektriği olan evlerde oturdum.
10 Ocak 2024 Çarşamba
BİR İNSANI KURTARMAK NE GÜZEL ŞEYDİR/SIDIKA AVAR – Gülay Perşembe
Sıdıka Avar, Türkan Saylan'dan evvel Anadolu’daki kız çocuklarının okuyup bir meslek sahibi olmasına çabalamış bir öğretmen, bir eğitim mücahididir.
İcabında katır sırtında
dağlara tırmanmış, mezralardan ailelerini ikna ederek kızları Kız Enstitülerinde
okutmuş, vatanımıza birçok öğretmen de kazandırmıştır. Hatıralarından oluşan bu
kitapta yaptıkları aynı zamanda yöre halkına yaptığı iyiliklerin de
hikayesidir.
Başına gelen ufak bir kazadan
sonra “Bana bisey olursa kızları kim toplar? Tatilde köylerine kim getirir?”
diye dertlenip derdini egitim müsteşarına da açıp kabul görünce yetiştireceği Nezahat’i yanına
alıp Bingöl'ün Kığı ilçesine gitmek için yola düşmüş. Esas anlatmak istediğim
olay da, kamyonla yaptıkları bu seyahatten.
Kamyonun üstü de mal yanında
insan yüklü... Mola verdikleri bir yerde inen bir yolcunun inlemeleri hastalığının
had derecesini gösteriyormuş. İnleyip su
isteğine “Çay vereyim mi?” diyen Sıdıka Avar, adamcağıza içirmiş ve zorlukla
tekrar kamyonun tepesine çıkarmalarına yardım etmiş. Bilmem kaç kilometre, kaç
saat sonra, yukarıdan bağrışmışlar: “Hey şoför! Bu herif öldü! Dur da indirek.”
Bu duruma “Çok üzüldük” diyor Avar ve sözlerini şöyle sürdürüyor: “Nezahat’la biz
de indik. Bağırdım ‘Durun! Öldü diye dağ başında bırakılir mı? İlk köyde
bırakırız, kendi köyüne ulaştırırlar.” Halkın homurdanmasına aldırmadan, yakın
köye teslim çağrısını tekrarlamış. Ama içine bir kurt düşmüş “Şu aynanı ver
Nezahat” demiş. Ölü bildikleri adamin ağzına tutunca buhar olusmuş. “Bu adam
yaşıyor! Az daha dağ başında onu bırakacaktınız!” demiş. En yakın köye kadar,
hastanın ağzına ince kestiği elmaların suyunu, biraz da limon sıkmış. Zar zor
yutarmış hasta adam. En yakın köyde de hastayı bırakmışlar kendi köyune
ulaştırsınlar diye. Hala yolcular “Boşuna bu adam gidici” derlermiş. Seneler
sonra yine bir Kığı seyahatinde, şafakla hareket edecekleri için bol ekmek
alayım diye aranırken hepsinde o saatte ekmeklerin bitmiş olduğunu görür. Üçüncü
fırında da yok cevabını veren çırak çocuğa içerden bir bariton erkek sesi “Dur
hele!” der. Küçük bir kapıdan eğilerek geçen bir erkek
“Oy! Anam babam, sen hoş gelmişen!” diye koşup ellerine sarılmış Sıdıka
Avar'ın. Birini bırakıp birini öpermiş ellerinin. “Seni Allah'ın gönderdiği ermişsen, evliyasan,
nesen? Koş Güllü, beni dirilten hanım aha bu hanımdır, elini ayağinı öpmüşez. Aha
sen kamyonda bir ölüyü dirilttin ya, o benem işte!”
Anlatmış “Bir hafta o köyde
kaldıktan sonra, meşelerden bir sedye yapıp köyüme getirmişler. Zamanla
iyileşip tarlamı satıp bu fırını açtım” demiş. Ardından da “Hiç ben seni
ekmeksiz bırakır mıyım? Anamdan irelisin, emret ki yapam!” deyip bütün gece
uğraşıp sabaha ekmekleri yetiştirmiş.
Bir insani kurtarmak ne güzel şeydir.
TİRE TAKTAK KEBABI – Gülay Perşembe
6 Ocak 2024 tarihli takvimde, Tire Taktak Kebabı yazılmış. Benim kuyu
kebabı olarak bildiğim , Tire Taktak Kebabı’na Tandır Kebabı da denir. Bu ismi
de öğrenmiş oldum.
Tire kendine has köftesiyle
meşhurdur. Ama onun yanında çarşı içinde sayılı lokantanın yaptığı Tire Taktak
Kebabı’nı da denemelisiniz
Atalarım Girit'ten muhacir
olarak 1800'lerin sonunda Tire'ye iskan etmişler. Kardeşleri 20 yaşın üstünde
olduğu halde, babam 1900'de Türkiye’de doğmuş. Altı yıl sonra 2. Abdulhamit'in
emriyle Giritli köyü kurulmuş, oraya yerleşmişler. Babam sonraları eğitim için
İzmir'e gelmiş. Savaş yılları eğitimi yarım kalmış. Neyse bu ayrı bir konu. Gelelim
kebaplara...
Bir gün önceden pişirmeye
başlanan kebap, sadece sabah 5 ila 9 arasında bulunuyormuş. Rahmetli babamla bu
Tire'ye has yemeklerde hatıralarım var. Babam bize ince et şişi üzerinde o ince
köfteleri hazırlardı, mangalda pişirirdik. Ama 'Bu Tire'ye has bir köfte
kebabı' diye hiç zikretmedi. Şimdi şimdi programlardan adını öğreniyorum. Hatta
evlenince, geniş şişler üzerinde Adana kebabını öğrenince, 'Zahir bizim geniş
şişlerimiz yoktu, ondan babam ince şişte yapardı' diye düşünmüştüm.
Tire Taktak Kebabı gelince, 50'li yıllarda Tire'de bir hafta bir aile
dostunda kalmıştık. Birçok güzellikleri dolaşıp Tire Taktak Kebabı’ndan da
tatmıştık. Şimdilerde de birkaç yıl ara versek de coronadan Giritli köyümüzun
festivalinde tadıyoruz en azından köftesini.
Artık Tire kaynaklı hazır da alabiliyoruz marketten.
64 yılında rahmetli babam hastanede yatarken, bizden en son Tire Taktak Kebabı istedi. Geçmiş zaman nereden bulduysak alıp getirmiştik. Ama tattıramadık 2 gün sonra mevlasına kavuştu. Ruhu şad olsun.
GİRİTLİ İBRAHİM KAHYA -Gülay Perşembe
Girit mübadili İbrahim Oruç... Rahmetli eniştem, Himmet teyzemin değerli eşi.
Menemen’de ikamet ederlerdi. Teyzem
İzmir Kestelli Caddesi’nden gelin gitmiş. Bizim için enişteden öte, dayı amca
gibiydi... Çocukları olmayınca, kendisinin ve teyzemin yeğenlerini çok severdi.
Biz de onu çok severdik.
Küçüklüğümde, yaz
tatillerinde bağlarına gitmeyi çok
severdim. Bana Arzu ile Kanber, Battal Gazi türü kitaplar alır, okuturdu.
Okuma yazması yoktu ama babamın deyişiyle çok akıllı ve hesabını bilen bir
insandı.
Beni çarşıya götürür köfte
ısmarlar “Bugünkü yemeği pek sevmediğini biliyorum onun için getirdim” derdi.
Meneme’e giderken Basmane’den
trenle giderdik. Bizi babam uğurlardı. Bir keresinde Menemen’deki evlerinde
kaldıktan bir zaman sonra babamın bende kalan mendilini koklayıp durmuştum. Rahmetli
eniştem de “Anlaşıldı sen aileni özlemişsin. bir İzmir gezisi vacip oldu” demişti.
Ters dönen traktör altında kalıp ölen genç yaştaki yeğenine üzüntüsünden, haftasına da onu kaybettik. Kalbi altın gibi bir Giritli İbrahim Kahya’yı anmak istedim.
29 Ekim 2023 Pazar
SONSUZA KADAR YAŞASIN CUMHURİYETİMİZ – Gülay Perşembe
Tire’de aile dostumuz Semra hanımın apartmanlarının 100. yıl kutlama süslemelerini görünce çocukluğumun kutlamalarını hatırladım. Özellikle Cumhuriyet’in 25 yılını... Bayraklar dışında kedi merdivenleri, kağıt fenerlerle müstakil evimizin sokak kapısını süslememizi... Cumhuriyet’in 25’inci yılı dolayısıyla babamla süslemiştik evimizin kapısını. Babam her yıl bayrak asardı ama o yıl daha bir süsleyip bezemişti. Ruhun şad olsun babacığım... Ne mutlu bana; Cumhuriyetimizin 100. yılını görmek nasip oldu. Mustafa Kemal Atatürk’ün dediği gibi: “En büyük bayramdır! Kutlu olsun!” Sonsuza kadar yaşasın Cumhuriyetimiz.
Fotoğraflar: Semra Uruk Aydın
9 Eylül 2023 Cumartesi
9 EYLÜLLERİM – Gülay Perşembe
Çocukluğumdan beri 9 Eylül İzmir'in
kurtuluşu törenlerine katılırım. Eskilerde, geçit töreni Basmane'de kurulan
çiçeklerle süslenen Taktan başlar Anafartalar'dan geçerek Konak'a varırdı.
Namazgah pazaryerine yakın ikamet eden amcamlardan oturak bir şeyler alır,
Dönertaş Sebili’nin civarında kaldırıma kamp kurardık. Askerler mızıkalarıyla,
öğrenciler bayraklarla en son da ticaret firmaları reklamlarıyla geçide
katılırdı. Firmaların attığı reklam
ürünlerini kapmak eğlencemizdi. Yıllar geçti tören güzergahı değişti.
Anafartalar Kemeraltı'ndan geçen tören kafilesi, Mezarlıkbaşı' ndan yukari
İkiçeşmelik üzerinden, Bayramyeri ve Varyant'tan iner oldu.
Eee! Ben de evlenip Bayram yerine gelin
gelmişim, çocuklarım doğmuş büyümedeler. Artık tören de yakınımızdan geçiyor. O
gün kardeşim bize geliyor, Varyant'taki Fatih Camii'nin karşısında basamaklı
bir ara yol var. Amfitiyatro görünümündeki bu sokağa sıralanıyoruz. Çocuklar küçük,
kıpır kıpır, tekin durmazlar, yanımızda su var bisküvi, kurabiye var onları
oyalayan. İllaki töreni izleyeceğiz büyük bir coşkuyla. Yaşlandım ama içimdeki o kurtuluş coşkusu hiç
değişmedi. Halkım o günleri unutmayın! Atatürkler kolay yetişmiyor.
14 Haziran 2023 Çarşamba
İĞLEK-Gülay Perşembe
Bugün bir kelime öğrendim Tire sayfasından; iğlek. İğlek; reçellik erkek incirin adıymış. Urla İskelesi'nde, denize gittiğimiz yol boyunca incir ağaçları vardı, herkese yeten. Birkaç incir toplamışım reçel yapacağım. Tez olsun diye şekli bozulsa da dışını soyup haşlayayım dedim. Aman Allahım! Ellerimde o nasıl bir kaşıntı, bilememişim ki eldiven takayım.
Rahmetli Halime teyzem, pek güzel
yapardı incir reçelini. Onları kirece yatırırdı tatlanıp yumuşamaları için. Bana
böylesi zor geldi, dışını soyayım demiştim. Rahmetli babam, Ali Galip'ten
turunç reçeli getirirdi. Tadı bizim kabuklarından yaptığımız gibi ama
turunçları ceviz büyüklüğünde toplamışlar, yeşil incir reçeli renginde.
Gördünüz mü halk deyişi öğrendiğiniz bir kelime sizi anılarda ne çok kelimeyle
buluşturuyor...
Male fig - By Gülay Perşembe
I learned a word today from the Tire District of Izmir page
on Facebook. The name of the word I learned in Turkish is İğlek. The meaning of
this word is the name of the male fig for jam.At Urla Pier, along the way to
the sea, there were fig trees, enough for everyone. I've gathered some figs and
I'm going to make jam. I thought I'd peel it off and boil it, even if it's
deformed so that it's quick. My God! My hands were very itchy. If I knew it
would itch like that, I would have worn gloves. My late aunt Halime used to
make fig jam very well. She used to put the figs in lime to sweeten and soften
them. It was hard for me to do this, I said I would peel the outside of the
fig. My late father used to bring bitter orange jam from Ali Galip. It tasted
just like what we make from our shells. However, they picked the citruses the
size of a walnut. It was the color of green fig jam. Did you see how a word you
learned as a folk saying brings you together in memories...
FARKLILIKLARIN UYUM SAĞLADIĞI BİR ROMAN ÇÖP-Gülay Perşembe
Bodrum Turgut Reis’te düzenlenen, Hasan oğlumun da imzası olduğu için kızım Neslihan ile gittikleri YAYDER Bodrum Kitap ve Edebiyat Festiv...
-
Bodrum Turgut Reis’te düzenlenen, Hasan oğlumun da imzası olduğu için kızım Neslihan ile gittikleri YAYDER Bodrum Kitap ve Edebiyat Festiv...
-
Şair, Yazar, Ressam ve Sanat Eleştirmeni, Matematikçi Turgay Gönenç’in, Sanat Çevresi Aylık Sanat Dergisi Kültür ve Sanat Yayınları ta...
-
Oldum olası anı kitaplarını severim. Benim dünyamda daha bir yaşanmışlık anlatır sanki. Bitirdiğim “Sevginin Işığında Zamana Dokunma...









