Bodrum Turgut Reis’te düzenlenen,
Hasan oğlumun da imzası olduğu için kızım Neslihan ile gittikleri YAYDER Bodrum
Kitap ve Edebiyat Festivali’nden bana bir kitap hediyesi geldi. Kızım Neslihan,
Tekin Yayınevi’nce yayınlanan Yazar, Öğretmen, yapıtları, kalemi, Türkçesi
ödüllü Gönül Çatalca’nın Çöp adlı romanını hediye getirdi. Kitabı okumaya
başladığımda bırakamadım ve üç günde bitirdim. Fabrikatör olan bir aileden, çöp
toplayarak geçimini sağlayan ailelere farklı gelir durumuna sahip insanlar
romanın karakterleri. İki farklı gelir yapısına sahip olan bu insanların en
temel benzerlikleri ailenin gücüne, güzelliğine inanmaları, evlerinin temiz
olması. Avrupalı bir kişi de romanın karakterlerinden. İki kesim arasında da
adeta köprü olan gönüllü, yardımsever bir karakter. Bu konuda samimi olmasına
karşın misyoner olabileceği düşünülerek bir kesim güvensiz davranıyor. Gönüllü
olmasında samimiyeti anlaşılınca insanlar da güven duyuyor.
Bazen bir mekanda vefat eden
babanızın fotoğrafını görüp hayrete düşebilirsiniz. Neden hayret edilir çünkü
babanızın geleceğini düşünmediğiniz bir yerdir. Neden gelmesin? Çok da sır
verip romanın büyüsünü bozmak istemiyorum. Şunu söyleyebilirim; sizi dünyaya
getiren anne, babanızın sırlarıyla bir gün karşılaşabilirsiniz.
Çöp deyip geçmeyin. O çöpten işe
yarar şeyleri toplayıp para kazanan, hayatlarını idame ettirenlerin yaşamıyla
ilgili de roman. Aslında fabrikatör olan da çöp toplayanlar da gelirini
çöplerden sağlıyor. Daha doğrusu çöp dağlarından. Bu dağlar ki, yemyeşil değil,
güzel kokular da duyulmuyor.
Çöp toplayan ailenin kitap kurdu
bir oğlu var. Çöp toplayan mahalle komşuları da çöplükte buldukları kitapları
bu gence getiriyorlar çünkü okuyor. Kitap okumayı seviyor. Peki çöpten sadece
cansız nesneler mi çıkar? Bu sorunun
cevabı romanda. İnanılmaz ama inanılır olduğunu fark ettiğim olaylar var Çöp
adlı romanda. Okur çok kötü olaylara da, çok iyi durumlara da tanık oluyor,
dengeyi de görüyor.
Bazen bir roman karakterlerinden
başka roman karakterlerine selam verilir. İşte ben de Çöp’teki bir karakterinde
Victor Hugo’nun Notre Dame'ın Kamburu romanın başkahramanı Quasimodo’yu hayal
ettim.
Romanda, gelir durumu olarak çok
farklı iki ailenin yollarının kesişmesi, konuşması, şaşırması, insan olanın her
yerde aynı olduğu, bir aile mutlu ise fakirlikle zenginlikle alakası olmadığını
anlattığını düşünüyorum. Aslında kendi hayatımı da romanı okurken düşündüm; öğretmen
okulunu bırakmak zorunda kalan babam Ali Galip firmasında 40 yıl çalışan bir
işçiydi. Ancak Ali Galip, babamı son yıllarda perakende satış dükkanının
kasasına oturtmuştu. Ben bir tüccar oğluyla evlendim. Eşim de tüccardı. Sınıf
farkı gibi gözüküyor ama hiçbir fark yoktu. Aynı şeyleri yiyorduk. Kayınvalidem
de annem de çok seyrek giysi alırdı. Tek fark onların kazandıklarıyla biraz
mülk edinmeleriydi. Daha fazla kazandıkları için. Babamın maaşı ile gayet güzel
geçinirdik, mülk edinemezdik. Yaşayışımızda fark yoktu. Eğitimde de çok fark
yoktu. Eşim üniversite mezunuydu ben de iyi bir lise eğitiminden geçtim.
Olgunlaşmaya gidip dikiş dikerek 10 yıl da evlenmeden çalıştım. Rahmetli eşim
gibi ben de hep kitap okumayı sevdim. Bu çağda böyle olabilir mi? Bilmiyorum.
Neden olmasın? Gönül Çatalca’nın Çöp adlı romanını okuduğumda kendi ailem geldi
aklıma; farklılıkların nasıl uyum sağladığı.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder