25 Temmuz 2026 Cumartesi

FARKLILIKLARIN UYUM SAĞLADIĞI BİR ROMAN ÇÖP-Gülay Perşembe

 

Bodrum Turgut Reis’te düzenlenen, Hasan oğlumun da imzası olduğu için kızım Neslihan ile gittikleri YAYDER Bodrum Kitap ve Edebiyat Festivali’nden bana bir kitap hediyesi geldi. Kızım Neslihan, Tekin Yayınevi’nce yayınlanan Yazar, Öğretmen, yapıtları, kalemi, Türkçesi ödüllü Gönül Çatalca’nın Çöp adlı romanını hediye getirdi. Kitabı okumaya başladığımda bırakamadım ve üç günde bitirdim. Fabrikatör olan bir aileden, çöp toplayarak geçimini sağlayan ailelere farklı gelir durumuna sahip insanlar romanın karakterleri. İki farklı gelir yapısına sahip olan bu insanların en temel benzerlikleri ailenin gücüne, güzelliğine inanmaları, evlerinin temiz olması. Avrupalı bir kişi de romanın karakterlerinden. İki kesim arasında da adeta köprü olan gönüllü, yardımsever bir karakter. Bu konuda samimi olmasına karşın misyoner olabileceği düşünülerek bir kesim güvensiz davranıyor. Gönüllü olmasında samimiyeti anlaşılınca insanlar da güven duyuyor.

Bazen bir mekanda vefat eden babanızın fotoğrafını görüp hayrete düşebilirsiniz. Neden hayret edilir çünkü babanızın geleceğini düşünmediğiniz bir yerdir. Neden gelmesin? Çok da sır verip romanın büyüsünü bozmak istemiyorum. Şunu söyleyebilirim; sizi dünyaya getiren anne, babanızın sırlarıyla bir gün karşılaşabilirsiniz.

Çöp deyip geçmeyin. O çöpten işe yarar şeyleri toplayıp para kazanan, hayatlarını idame ettirenlerin yaşamıyla ilgili de roman. Aslında fabrikatör olan da çöp toplayanlar da gelirini çöplerden sağlıyor. Daha doğrusu çöp dağlarından. Bu dağlar ki, yemyeşil değil, güzel kokular da duyulmuyor.

Çöp toplayan ailenin kitap kurdu bir oğlu var. Çöp toplayan mahalle komşuları da çöplükte buldukları kitapları bu gence getiriyorlar çünkü okuyor. Kitap okumayı seviyor. Peki çöpten sadece cansız nesneler mi  çıkar? Bu sorunun cevabı romanda. İnanılmaz ama inanılır olduğunu fark ettiğim olaylar var Çöp adlı romanda. Okur çok kötü olaylara da, çok iyi durumlara da tanık oluyor, dengeyi de görüyor.

Bazen bir roman karakterlerinden başka roman karakterlerine selam verilir. İşte ben de Çöp’teki bir karakterinde Victor Hugo’nun Notre Dame'ın Kamburu romanın başkahramanı Quasimodo’yu hayal ettim. 

Romanda, gelir durumu olarak çok farklı iki ailenin yollarının kesişmesi, konuşması, şaşırması, insan olanın her yerde aynı olduğu, bir aile mutlu ise fakirlikle zenginlikle alakası olmadığını anlattığını düşünüyorum. Aslında kendi hayatımı da romanı okurken düşündüm; öğretmen okulunu bırakmak zorunda kalan babam Ali Galip firmasında 40 yıl çalışan bir işçiydi. Ancak Ali Galip, babamı son yıllarda perakende satış dükkanının kasasına oturtmuştu. Ben bir tüccar oğluyla evlendim. Eşim de tüccardı. Sınıf farkı gibi gözüküyor ama hiçbir fark yoktu. Aynı şeyleri yiyorduk. Kayınvalidem de annem de çok seyrek giysi alırdı. Tek fark onların kazandıklarıyla biraz mülk edinmeleriydi. Daha fazla kazandıkları için. Babamın maaşı ile gayet güzel geçinirdik, mülk edinemezdik. Yaşayışımızda fark yoktu. Eğitimde de çok fark yoktu. Eşim üniversite mezunuydu ben de iyi bir lise eğitiminden geçtim. Olgunlaşmaya gidip dikiş dikerek 10 yıl da evlenmeden çalıştım. Rahmetli eşim gibi ben de hep kitap okumayı sevdim. Bu çağda böyle olabilir mi? Bilmiyorum. Neden olmasın? Gönül Çatalca’nın Çöp adlı romanını okuduğumda kendi ailem geldi aklıma; farklılıkların nasıl uyum sağladığı.

 


28 Şubat 2026 Cumartesi

İSMET KIZ VE YAŞAR AKSOY'UN BALIKÇI'YI ANLATAN KİTAPLARI-Gülay Perşembe

 


Yeni okumuştum "Şakirpaşazade Halikarnas Balıkçısı Ailesi" kitabını Yaşar Aksoy 'dan. Bir bilge kişiden öte bir kuşağı anlatıyor Aksoy kitabında. Anadolumuzun mavisini, gelip geçen uygarlıkları tanıtan Balıkçı'nın dostları o entelektüel insanlarını anlatır. Kalpleri insan, doğa, toplum, vatan sevgisiyle atan o güzel insanları... Misakı Milli İlkokulu'ndan sınıf arkadaşım eğitimci-yazar-şair-ressam-eleştirmen Turgay Gönenç'in yanı sıra deneme, inceleme yazarımız, Eski Yunan ve Roma dilleri uzmanı, filolog, arkeolog,Azra Erhat'tan, ilk kadın ortodontistimiz, sanatseverimiz Ayşe Mayda'ya, akrabalarına, dostlarına çok sayıda kişinin Halikarnas Balıkçısı hakkındaki kıymetli yazıları da Yaşar Aksoy'un kitabında yer alıyor. Ve tabi Bodrum., Bodrumlular... Onlara olan sevgisi, emeği, Bodrumlular tarafından çok sevilmesi... Bir deryayı kendisi de derya olan Yaşar Aksoy'un yeniden kitaplaştırmasından dolayı kutlarım.


Kuaförümde nasıl mevzu açıldıysa Mürvet'cim hemen "Anılar Akın Akın" Halikarnas Balıkçısı Kızından kitabını gösterdi.
2009 yılında ikinci baskı ve yazarı İsmet Kabaağaçlı Noonan aileye imzalamış.

"Al Gülay abla sen de oku" dedi.
Oldum olası anı kitaplarını daha çok severim.
Ve hızlıca ara vermeden okurum, tıpkı sevdiğim romanlar gibi.

Yazar ailesi özellikle herkesin tanıdığı babası Halikarnas Balıkçısı diye bildiğimiz Cevat Şakir Kabaağaçlı ve geniş sanatçı ailesiyle beraber kendi hayat hikayesini anlatmış. Bir evladın gözünden değil sadece sevgisinden anılarından Halikarnas Balıkçısı'nı tekrar tanımak ne güzel... İsmet Kız, sanatın birçok dalında yapıtlar üreten akrabalarına da ayrı ayrı kitabında yer vermiş. Hani şairimiz Edip Cansever'in "Masa Da Masaymış Ha!" adlı şiiri gibi Halikarnas Balıkçısı'nın avlusundaki masaya kimler kimler konuk olmuş... Masa bir kültür-sanat-doğa yuvasına dönmüş. İsmet Kız'ın, babası Halikarnas Balıkçısı'nın Bodrumlularca sevgiyle saygıyla o güzel uğurlanmasını kaleme alışını okuyunca gözyaşlarınıza engel olamıyorsunuz.

Ölenlerine ve İsmet Noonan'a rahmet diliyorum...

22 Eylül 2025 Pazartesi

DEMANS-Gülay Perşembe


"Bir Daha June" güzel bir film. Demans geçiren bir anne, özel bir bakım evine yatırılmış. 5 yıl sonra her şeyi hatırlayıp bakım evinden kaçıp evinin ve cocuklarının yanına geliyor.  Ailedeki değişikliklerden şaşkın. Hatta torunların büyük halleri, İşlerin bozulmuş olması... Neyse filmi izlemenizi salık veririm. Bu ani düzelmelere inanmayan olur. Ben annemde yaşadım şahidim. Annem de demansken saçını kestirir hem de Nesli'ye. Aklı başına gelince, "Hani saçlarım? Ölünce göğsümü ne örtecek?" diye kıyamet koparırdı. Hastayken geceleğini lime lime yırtar, iyileşince, "Hani benim mavi geceliğim?" diye arardı. Bu anı iyileşmeleri bize nefes aldırır ama gene ne zaman bizden kayacak diye endişe ederdik. Kardeşim ve ben, çoğu bende de olsa dönüşümlü onu kolladık. Eşim de anlayışlı davrandı. Daha evvel de onun babasının bu kaymalarını, karı koca biz idare etmiştik. Ruhları şad olsun.

21 Ağustos 2025 Perşembe

AH O ESKİ FUARLAR-Gülay Perşembe


 

1936 yılından bir fotoğraf. 20 Ağustos 1937 yılında İzmir Enternasyonal Fuarı adını aldı.  Bir zamanlar dolu dolu geçen bir Fuarımız vardı. (Bu yıl 1 Eylül-10 Eylül arasında) İnsanların yalnız İzmirlilerin değil, bütün Ege’nin dört gözle beklediği Fuar. O kalabalıklar. Oteller dolar, günü birlik gelenler dışında evlerde konuklar... Küçük kızım Neslihan’ı doğurduğum yıl ben hastanedeyim, evin sekiz odası da misafir dolu.

Dünyanın ahvalini öğrenirdik Fuar ‘daki pavyonlardan. Reklam kağıtları toplanırdı.  O zaman ki fuarlarda  yalnız kültür değil eğlence de vardı. Konserler, tiyatrolar...

Yiyecekler, semaverli çay bahçeleri, her bütçeye uygun. İstersen evden yiyecek getirir, bir çay bahçesinde de çayını yudumlayıp dinlenir, gelen geçeni izlerdin.

Artık mesleki fuarlar Gaziemir’de. Kala kala ve kısala kısala normal fuarımız kaldı eski yerinde. Hayvanat Bahçesi bile taşındı.  Ne Zeki Müren var artık ne Müzeyyen Senar ki kendilerine has gazinolarında.

Yabancı pavyonların ürünleri artık her yerde var, parasına güvenene.

Arzum  o yeşilliğin hiç olmazsa kaybolmaması. Aman dikkatli olalım, bozdurmayalım.




Yukarıdaki fotoğraf kardeşim ve rahmetli babamla fuar anımız...


FUAR-Gülay Perşembe

20 Ağustos-20 Eylül Çocukluğumun, gençliğimin İzmir Enternasyonal Fuarları. Tam bir ay... Doya doya gezdiğimiz fuarlar... O zamanlar İzmir'in tek fuarı. Gaziemir’deki ihtisas alanındaki Fuar İzmir yok. Kitap fuarları bile sonradan başladı. Birçok ülke pavyon açmak için yarışırdı. Ürünlerini gösterecek, bağlantılar yapacak. Sergi Sarayı'nda da Türk girişimciler. Sadece ticaret değil, eğlencemiz de vardı. 

Her tür müziğin gazinoları. Yenilerden, komiklerden assoliste kadar. Bir yıl rahmetli Hamit dayım bizi Manolya Gazinosu’na  Zeki Müren konserine getirdi. Hakikaten fuarımızın assolistiydi. Her sınıf eğlenebilir, kanepelere oturup dışardan da dinleyebilirdi. Gazinolara gidemeyen için devasa bir çay bahçemiz vardı. Her masaya semaver gelir, evden getirilen yiyeceklerle istediğiniz kadar çay içerdiniz. Paraşüt Kulesi’nin çevresi de hediyelik eşya satanlaŕa ayrılmıştı. İçinde de birçok yiyecek maddesi bulabilirdiniz. Daha sonraki yıllarda başka ülkelerin de yöresel yiyecek satan bölümleri oluştu. Benim gidebildiğim birkaç yıl öncesine kadar da değişmeyen tek şey içtiğimiz o güzel üzüm suları. Gaziemir’deki ihtisas fuarları açıldığından beri, artık İzmir Enternasyonal Fuarımızda yabancı ülkeler yok. Her yıl tek bir yabancı ülke ve bir ilimiz misafir olarak pavyon açıyor. O bir aylık tantana da yok. Bir haftayla işi bitiriyorlar. Hayvanat Bahçesi bile taşındı. Serde yaşlılık var artık özenmiyoruz. Dileğim; onca devasa ağacın, bitkinin bulunduğu bu alan daima Kültürpark olarak kalsın. Bir deli idareci beton doldurtmasın. Ama İzmir halkıma ve sivil toplum örgütlerime güveniyorum, izin vermezler. 

Fotoğraflar izmir.bel.tr ve izfas.com.tr'den alınmıştır.

Yukarıdaki fotoğraf kardeşim ve rahmetli babamla fuar anımız.


WAYU ÇANTASINA ANADOLU KİLİM DESENİ-Gülay Perşembe

 Amerikan yerlileri ile mademki akraba imişiz (!) ben de onların wayu çantasına Anadolu kilim desenini uyarladım. Yasemin'ciğime bir ay evvelinden yaş günü hediyem💙



17 Temmuz 2025 Perşembe

35 SENE SONRA ZAMANIN SULARINDA-Gülay Perşembe

 

    Şair, Yazar, Ressam ve Sanat Eleştirmeni, Matematikçi Turgay Gönenç’in, Sanat Çevresi Aylık Sanat Dergisi Kültür ve Sanat Yayınları tarafından basılan ‘Zamanın Sularında (Tarihsiz Günlükler)’ adlı kitabını yıllar sonra ikinci kez okudum. İlk olarak 35 sene önce okudum. Şimdi daha kapsamlı okudum. O kadar çok sanatçıyı tanımış ki... Kimileriyle arkadaş, kimilerini de kitabında anıyor. Zamanın Sularında’da özellikle ressamlar dikkatimi çekti. Kitabında bahsettiği ressamların yapıtlarını Google’dan bulup bakıyorum. Resim Sergisi’ne gitmiş gibi oluyorum.

    Turgay Gönenç 80’li yılların sonlarındaki günlüklerine daha çok yer vermiş kitabında. Kaleme aldığı kişilerden dolayı kıymetli günlükler... Visconti, Yusuf Atılgan, Orhan Peker,  Burhan Uygar, Çaykovski, Ahmet Hamdi Tanpınar, Aragon, Bach, Çehov, Herman Hesse, Korosawa... Okuduğum sanki kültürel bir gezi kitabı gibi de...

    Akademisyen, çevirmen, yazar Bedrettin Cömert, ‘Giotto'nun Sanatı’ adlı kitabını Turgay Gönenç’e 11 Temmuz 1978’de imzalayıp verecekken, aynı gün öldürülmüş. Balkonda otururken, aşağıdan Türk tiyatro bilimci, oyuncu, yazar, eleştirmen, yönetmen ve akademisyen, büyük kızım Gülnihal’in de hocası olan rahmetli Özdemir Nutku bağırmış: “Bedrettin Cömert’i vurdular” diye. Aylar sonra üzeri kanla kaplı kitap, Turgay Gönenç’in eline geçmiş.


Misaki Milli İlkokulu’nda Turgay Gönenç ile beş sene aynı sınıfta okuduk. Zaten aynı yıl doğmuşuz. Hareketli bir çocuktu. Yıllar sonra birçok konuda, sanatın birçok dalında bilgi sahibi bir kişi olduğunu öğrendim. Şiir ve resimde, özellikle resimde çok iyi bir sanat eleştirmeni. Aynı zamanda resim koleksiyoneri. Fırsat buldukça biriktirmiş.

    ‘Zamanın Sularında (Tarihsiz Günlükler)’in arka kapak fotoğrafını Gazeteci, Araştırmacı Yazar, Şair Yaşar Aksoy çekmiş. Kitabın kapak resmi ve içindeki birçok kara kalemler 1992 yılında yitirdiğimiz Burhan Uygur’a ait. Kendisiyle yakın arkadaşlığı da var. Turgay Gönenç’in Burhan Uygur ile ilgili Teşvikiye Sanat Galerisi Yayınları adına hazırladığı bir çalışması da var. Sergilerde yapıtlarını görmüştüm. Resim Sanatımızda önemli ressamlarımız arasında yer aldığını biliyorum.

   Turgay Gönenç bir matemetik dehasıydı da. Matematik öğretmenliği yaptı. Küçük kızım Neslihan’ın DEÜ Güzel Sanatlar Fakültesi Sinema-TV bölümünde hocası olan Prof. Dr. Oğuz Adanır’ın, Atatürk Lisesi’nde matematik öğretmeni olmuş. Kızımın aktardığına göre hocası, “Matematik öğretmenliğinden öte bize çok şey kazandırdı” demiş.

   İkiz kızları, büyük kızım Gülnihal ile aynı sene 1969 yılında doğmuş. Çocukken aynı ilkokula gittiğimiz, aynı semtte yürüdüğümüz Turgay Gönenç’in  ‘Zamanın Sularında (Tarihsiz Günlükler)’ adlı kitabıyla ilgili yazımı, onun bugünleri de anlatan bir şiiriyle bitirmek isterim:

 

ESKİ SOKAKLAR - Turgay Gönenç (1939-2019)

 

Dere boyunca zakkumlar

Yüzün düştü yüreğime

Yine solgun mahzun musun

Yüzün düştü yüreğime

 

Benim çocukluğum fesleğen kokar

Pervazlarda rüzgarlarda güvensiz

Çivit boyalı teneke saksılar

Benim çocukluğum fesleğen kokar

 

Bir de günün son ışıklarıyla

Süt mavisi aydınlanan kireç badanalı bir duvar

Bir yasemin usulca sarkar sokağa

Yanık kokulara karışır gülüşün

Penceren ardı karanlık camlar

 

Bilsen ne denli özlüyorum o eski sokakları

Şimdi çevrem büyük küçük kentsoylular

Ne bir coşku ne yaşama sevinci yüzlerinde

Ama hep ölüm korkusundalar.

 

 

Zamanın Sularında (Tarihsiz Günlükler), Turgay Gönenç,

Sanat Çevresi Aylık Sanat Dergisi Kültür ve Sanat Yayınları, 2, İstanbul-1989 Baskısı,

 160 Sayfa.


FARKLILIKLARIN UYUM SAĞLADIĞI BİR ROMAN ÇÖP-Gülay Perşembe

  Bodrum Turgut Reis’te düzenlenen, Hasan oğlumun da imzası olduğu için kızım Neslihan ile gittikleri YAYDER Bodrum Kitap ve Edebiyat Festiv...