Amerikan yerlileri ile mademki akraba imişiz (!) ben de onların wayu çantasına Anadolu kilim desenini uyarladım. Yasemin'ciğime bir ay evvelinden yaş günü hediyem💙
21 Ağustos 2025 Perşembe
17 Temmuz 2025 Perşembe
35 SENE SONRA ZAMANIN SULARINDA-Gülay Perşembe
Şair,
Yazar, Ressam ve Sanat Eleştirmeni, Matematikçi Turgay Gönenç’in, Sanat Çevresi
Aylık Sanat Dergisi Kültür ve Sanat Yayınları tarafından basılan ‘Zamanın
Sularında (Tarihsiz Günlükler)’ adlı kitabını yıllar sonra ikinci kez okudum. İlk
olarak 35 sene önce okudum. Şimdi daha kapsamlı okudum. O kadar çok sanatçıyı
tanımış ki... Kimileriyle arkadaş, kimilerini de kitabında anıyor. Zamanın
Sularında’da özellikle ressamlar dikkatimi çekti. Kitabında bahsettiği
ressamların yapıtlarını Google’dan bulup bakıyorum. Resim Sergisi’ne gitmiş
gibi oluyorum.
Turgay Gönenç 80’li yılların sonlarındaki günlüklerine
daha çok yer vermiş kitabında. Kaleme aldığı kişilerden dolayı kıymetli
günlükler... Visconti, Yusuf Atılgan, Orhan Peker, Burhan Uygar, Çaykovski, Ahmet Hamdi Tanpınar,
Aragon, Bach, Çehov, Herman Hesse, Korosawa... Okuduğum sanki kültürel bir gezi
kitabı gibi de...
Akademisyen, çevirmen, yazar Bedrettin
Cömert, ‘Giotto'nun Sanatı’ adlı kitabını Turgay Gönenç’e 11 Temmuz 1978’de
imzalayıp verecekken, aynı gün öldürülmüş. Balkonda otururken, aşağıdan Türk
tiyatro bilimci, oyuncu, yazar, eleştirmen, yönetmen ve akademisyen, büyük
kızım Gülnihal’in de hocası olan rahmetli Özdemir Nutku bağırmış: “Bedrettin
Cömert’i vurdular” diye. Aylar sonra üzeri kanla kaplı kitap, Turgay Gönenç’in
eline geçmiş.
‘Zamanın Sularında (Tarihsiz Günlükler)’in
arka kapak fotoğrafını Gazeteci, Araştırmacı Yazar, Şair Yaşar Aksoy çekmiş. Kitabın
kapak resmi ve içindeki birçok kara kalemler 1992 yılında yitirdiğimiz Burhan
Uygur’a ait. Kendisiyle yakın arkadaşlığı da var. Turgay Gönenç’in Burhan Uygur
ile ilgili Teşvikiye Sanat Galerisi Yayınları adına hazırladığı bir çalışması da
var. Sergilerde yapıtlarını görmüştüm. Resim Sanatımızda önemli ressamlarımız
arasında yer aldığını biliyorum.
Turgay Gönenç bir matemetik dehasıydı da.
Matematik öğretmenliği yaptı. Küçük kızım Neslihan’ın DEÜ Güzel Sanatlar Fakültesi
Sinema-TV bölümünde hocası olan Prof. Dr. Oğuz Adanır’ın, Atatürk Lisesi’nde
matematik öğretmeni olmuş. Kızımın aktardığına göre hocası, “Matematik
öğretmenliğinden öte bize çok şey kazandırdı” demiş.
İkiz kızları, büyük kızım Gülnihal ile aynı
sene 1969 yılında doğmuş. Çocukken aynı ilkokula gittiğimiz, aynı semtte
yürüdüğümüz Turgay Gönenç’in ‘Zamanın
Sularında (Tarihsiz Günlükler)’ adlı kitabıyla ilgili yazımı, onun bugünleri de
anlatan bir şiiriyle bitirmek isterim:
ESKİ SOKAKLAR -
Turgay Gönenç (1939-2019)
Dere
boyunca zakkumlar
Yüzün
düştü yüreğime
Yine
solgun mahzun musun
Yüzün
düştü yüreğime
Benim
çocukluğum fesleğen kokar
Pervazlarda
rüzgarlarda güvensiz
Çivit
boyalı teneke saksılar
Benim
çocukluğum fesleğen kokar
Bir
de günün son ışıklarıyla
Süt
mavisi aydınlanan kireç badanalı bir duvar
Bir
yasemin usulca sarkar sokağa
Yanık
kokulara karışır gülüşün
Penceren
ardı karanlık camlar
Bilsen
ne denli özlüyorum o eski sokakları
Şimdi
çevrem büyük küçük kentsoylular
Ne
bir coşku ne yaşama sevinci yüzlerinde
Ama
hep ölüm korkusundalar.
Zamanın Sularında (Tarihsiz Günlükler), Turgay
Gönenç,
Sanat Çevresi Aylık Sanat Dergisi Kültür ve Sanat
Yayınları, 2, İstanbul-1989 Baskısı,
160 Sayfa.
30 Mart 2024 Cumartesi
OKUMAYA DÜŞÜNMEYE ÜRETMEYE – Gülay Perşembe
Sinema kanallarında yine
karşıma "Nadide Hayat" filmi çıktı ve dalıp gittim. Kardeşim soruyor
"Kaçıncı izleyişin?" diye. Sayısını ben de unuttum. Demet Akbağ'ın
rollerine bayılıyorum. Talebeliğinden beri televizyon misafirimiz. Filmin konusu
şöyle; eşi ölünce ne yapacağını bilemiyen Nadide, boşlukta kalan, çocuklarını
da yetiştirmiş bir kadın. Nadide kararını veriyor; evlenmek için yarım
bıraktığı üniversiteye, çıkan bir aftan da faydalanıp yeniden gidiyor.
Bu bana eşim ölünce içimde
oluşan boşluğu hatırlattı. Eşim vefat edince birçok kurslara devam ettim. İlki,
eşimin de vasiyeti olan "Oğlumuza işinde yardımcı ol" dileğini yapmak
için muhasebe kursuna yazıldım. Üçlü bir kurstu (Muhasebe, daktilo,
bilgisayar). Ben sadece muhasebe bölümüne yazıldım. Hâlâ hayıflanırım neden
bilgisayara da yazılmadım diye. 1989 yılında bilgisayarin hikmeti daha pek
anlaşılmamıştı. Çok sonraları torunum Evrimcimin de gayretiyle biraz biraz
bulaştım. Oğluma işyerinde pek faydam olmadı ama birkaç kere Aliağa Rafineresi'ne
geçiktirdikleri parayı almaya gittim. O da bir maceraydı. Aliağa otobüsüne
binip rafineri kavşağında iniyorsunuz, rafineriye gitmek için otostop
yapıyorsunuz ve bu çoğu zaman bir kamyon oluyor. Halbuki arabayla gitsem ya...
Ehliyetim var ama trafik korkusu bırakmıyor.
Enstitü mezunu olduğum için birçok elişi öğrensek de, değişik kurslarda
da insan birçok şey öğreniyor. Özellikle artık pek devam etmesem de resim
kursunu çok sevmiştim. İzmir Resim ve Heykel Müzesi’nde gittiğim hocamızın değerli
rahmetli hocamız Şeref Bigalı olduğu resim kursu. Değerli rahmetli hocamız
Şeref Bigalı, biz orta yaşlılara da bir şeyler öğretmeye çalışırdı. Sizlere
hocamızın bir resmini de paylaşıyorum. Ruhu şad olsun.
Dikiş bilen ben, teğellemeden toplu iğne yardımıyla makine çekmeği,
Amerikan Kültür Derneği'nde aldığım pacth work kursunda öğrendim.
Her işimi kendim görmem yanında
internet ve televizyondan öğrenerek yaptığım el işlerini hediye olarak
dağıttım.
Gelelim bugünlere... Ritm
bozukluğu ve yaşlılıktan elimden geldiğince yakınlarımın gayretiyle okumaya,
düşünmeye, üretmeye çalışıyorum.
15 Mart 2024 Cuma
Fİ TARİHİNDE SOKAK HAVAGAZI FENERLERİ-Gülay Perşembe
Doğduğumdan beri 84 yıldır elektriği olan evlerde oturdum.
10 Ocak 2024 Çarşamba
BİR İNSANI KURTARMAK NE GÜZEL ŞEYDİR/SIDIKA AVAR – Gülay Perşembe
Sıdıka Avar, Türkan Saylan'dan evvel Anadolu’daki kız çocuklarının okuyup bir meslek sahibi olmasına çabalamış bir öğretmen, bir eğitim mücahididir.
İcabında katır sırtında
dağlara tırmanmış, mezralardan ailelerini ikna ederek kızları Kız Enstitülerinde
okutmuş, vatanımıza birçok öğretmen de kazandırmıştır. Hatıralarından oluşan bu
kitapta yaptıkları aynı zamanda yöre halkına yaptığı iyiliklerin de
hikayesidir.
Başına gelen ufak bir kazadan
sonra “Bana bisey olursa kızları kim toplar? Tatilde köylerine kim getirir?”
diye dertlenip derdini egitim müsteşarına da açıp kabul görünce yetiştireceği Nezahat’i yanına
alıp Bingöl'ün Kığı ilçesine gitmek için yola düşmüş. Esas anlatmak istediğim
olay da, kamyonla yaptıkları bu seyahatten.
Kamyonun üstü de mal yanında
insan yüklü... Mola verdikleri bir yerde inen bir yolcunun inlemeleri hastalığının
had derecesini gösteriyormuş. İnleyip su
isteğine “Çay vereyim mi?” diyen Sıdıka Avar, adamcağıza içirmiş ve zorlukla
tekrar kamyonun tepesine çıkarmalarına yardım etmiş. Bilmem kaç kilometre, kaç
saat sonra, yukarıdan bağrışmışlar: “Hey şoför! Bu herif öldü! Dur da indirek.”
Bu duruma “Çok üzüldük” diyor Avar ve sözlerini şöyle sürdürüyor: “Nezahat’la biz
de indik. Bağırdım ‘Durun! Öldü diye dağ başında bırakılir mı? İlk köyde
bırakırız, kendi köyüne ulaştırırlar.” Halkın homurdanmasına aldırmadan, yakın
köye teslim çağrısını tekrarlamış. Ama içine bir kurt düşmüş “Şu aynanı ver
Nezahat” demiş. Ölü bildikleri adamin ağzına tutunca buhar olusmuş. “Bu adam
yaşıyor! Az daha dağ başında onu bırakacaktınız!” demiş. En yakın köye kadar,
hastanın ağzına ince kestiği elmaların suyunu, biraz da limon sıkmış. Zar zor
yutarmış hasta adam. En yakın köyde de hastayı bırakmışlar kendi köyune
ulaştırsınlar diye. Hala yolcular “Boşuna bu adam gidici” derlermiş. Seneler
sonra yine bir Kığı seyahatinde, şafakla hareket edecekleri için bol ekmek
alayım diye aranırken hepsinde o saatte ekmeklerin bitmiş olduğunu görür. Üçüncü
fırında da yok cevabını veren çırak çocuğa içerden bir bariton erkek sesi “Dur
hele!” der. Küçük bir kapıdan eğilerek geçen bir erkek
“Oy! Anam babam, sen hoş gelmişen!” diye koşup ellerine sarılmış Sıdıka
Avar'ın. Birini bırakıp birini öpermiş ellerinin. “Seni Allah'ın gönderdiği ermişsen, evliyasan,
nesen? Koş Güllü, beni dirilten hanım aha bu hanımdır, elini ayağinı öpmüşez. Aha
sen kamyonda bir ölüyü dirilttin ya, o benem işte!”
Anlatmış “Bir hafta o köyde
kaldıktan sonra, meşelerden bir sedye yapıp köyüme getirmişler. Zamanla
iyileşip tarlamı satıp bu fırını açtım” demiş. Ardından da “Hiç ben seni
ekmeksiz bırakır mıyım? Anamdan irelisin, emret ki yapam!” deyip bütün gece
uğraşıp sabaha ekmekleri yetiştirmiş.
Bir insani kurtarmak ne güzel şeydir.
TİRE TAKTAK KEBABI – Gülay Perşembe
6 Ocak 2024 tarihli takvimde, Tire Taktak Kebabı yazılmış. Benim kuyu
kebabı olarak bildiğim , Tire Taktak Kebabı’na Tandır Kebabı da denir. Bu ismi
de öğrenmiş oldum.
Tire kendine has köftesiyle
meşhurdur. Ama onun yanında çarşı içinde sayılı lokantanın yaptığı Tire Taktak
Kebabı’nı da denemelisiniz
Atalarım Girit'ten muhacir
olarak 1800'lerin sonunda Tire'ye iskan etmişler. Kardeşleri 20 yaşın üstünde
olduğu halde, babam 1900'de Türkiye’de doğmuş. Altı yıl sonra 2. Abdulhamit'in
emriyle Giritli köyü kurulmuş, oraya yerleşmişler. Babam sonraları eğitim için
İzmir'e gelmiş. Savaş yılları eğitimi yarım kalmış. Neyse bu ayrı bir konu. Gelelim
kebaplara...
Bir gün önceden pişirmeye
başlanan kebap, sadece sabah 5 ila 9 arasında bulunuyormuş. Rahmetli babamla bu
Tire'ye has yemeklerde hatıralarım var. Babam bize ince et şişi üzerinde o ince
köfteleri hazırlardı, mangalda pişirirdik. Ama 'Bu Tire'ye has bir köfte
kebabı' diye hiç zikretmedi. Şimdi şimdi programlardan adını öğreniyorum. Hatta
evlenince, geniş şişler üzerinde Adana kebabını öğrenince, 'Zahir bizim geniş
şişlerimiz yoktu, ondan babam ince şişte yapardı' diye düşünmüştüm.
Tire Taktak Kebabı gelince, 50'li yıllarda Tire'de bir hafta bir aile
dostunda kalmıştık. Birçok güzellikleri dolaşıp Tire Taktak Kebabı’ndan da
tatmıştık. Şimdilerde de birkaç yıl ara versek de coronadan Giritli köyümüzun
festivalinde tadıyoruz en azından köftesini.
Artık Tire kaynaklı hazır da alabiliyoruz marketten.
64 yılında rahmetli babam hastanede yatarken, bizden en son Tire Taktak Kebabı istedi. Geçmiş zaman nereden bulduysak alıp getirmiştik. Ama tattıramadık 2 gün sonra mevlasına kavuştu. Ruhu şad olsun.
GİRİTLİ İBRAHİM KAHYA -Gülay Perşembe
Girit mübadili İbrahim Oruç... Rahmetli eniştem, Himmet teyzemin değerli eşi.
Menemen’de ikamet ederlerdi. Teyzem
İzmir Kestelli Caddesi’nden gelin gitmiş. Bizim için enişteden öte, dayı amca
gibiydi... Çocukları olmayınca, kendisinin ve teyzemin yeğenlerini çok severdi.
Biz de onu çok severdik.
Küçüklüğümde, yaz
tatillerinde bağlarına gitmeyi çok
severdim. Bana Arzu ile Kanber, Battal Gazi türü kitaplar alır, okuturdu.
Okuma yazması yoktu ama babamın deyişiyle çok akıllı ve hesabını bilen bir
insandı.
Beni çarşıya götürür köfte
ısmarlar “Bugünkü yemeği pek sevmediğini biliyorum onun için getirdim” derdi.
Meneme’e giderken Basmane’den
trenle giderdik. Bizi babam uğurlardı. Bir keresinde Menemen’deki evlerinde
kaldıktan bir zaman sonra babamın bende kalan mendilini koklayıp durmuştum. Rahmetli
eniştem de “Anlaşıldı sen aileni özlemişsin. bir İzmir gezisi vacip oldu” demişti.
Ters dönen traktör altında kalıp ölen genç yaştaki yeğenine üzüntüsünden, haftasına da onu kaybettik. Kalbi altın gibi bir Giritli İbrahim Kahya’yı anmak istedim.
FARKLILIKLARIN UYUM SAĞLADIĞI BİR ROMAN ÇÖP-Gülay Perşembe
Bodrum Turgut Reis’te düzenlenen, Hasan oğlumun da imzası olduğu için kızım Neslihan ile gittikleri YAYDER Bodrum Kitap ve Edebiyat Festiv...
-
Bodrum Turgut Reis’te düzenlenen, Hasan oğlumun da imzası olduğu için kızım Neslihan ile gittikleri YAYDER Bodrum Kitap ve Edebiyat Festiv...
-
Şair, Yazar, Ressam ve Sanat Eleştirmeni, Matematikçi Turgay Gönenç’in, Sanat Çevresi Aylık Sanat Dergisi Kültür ve Sanat Yayınları ta...
-
Yeni okumuştum "Şakirpaşazade Halikarnas Balıkçısı Ailesi" kitabını Yaşar Aksoy 'dan. Bir bilge kişiden öte bir kuşağı anla...


.jpeg)






