5 Ocak 2021 Salı

50’Lİ 60’LI YILLARDA DİKTİĞİMİZ GELİNLİKLER - GÜLAY PERŞEMBE

 


50’lerden bu fotoğrafı görünce anılarım debreşti. 50’li 60’lı yıllarda diktiğimiz gelinlikler genellikle uzun kollu olurdu, iç sateni straplez olsa da. Hem de el üzerine kol sivrilirdi. Enstitü Tekamül (Olgunlaşma) Atölyesi’nde nice gelinlik diktim. Akraba kızlarına da. Hep bir toplanır, elebaşı ben biçer, prova yapar hep birlikte kolaylardık. Bazılarının sadece beden kısmı o güzel Fransız dantelleriyle kaplanırdı. Bütçeye göre eteğe de kullanan olurdu. En güzel kumaşlar da daha ziyade Hasan İkbal Mağazası’ndan alınırdı. Dantelinin motifinin üzerine boncuklarla işlenirdi. Biçilen günde kayınvalideler üzerine para atar, biz öğrencilere bir pastane parası çıkardı. Kuzenim Ferah’cığımın gelinliğini keserken kayınvalidesinin (kendisi Kilis kökenlidir ) zılgıt çekişini unutmuyorum. Kendi saten düşes gelinliğime de az bir dantel kumaş aldırıp önüne aplike yapıp boncuklarla işlemiştim. 50 küsur yılda kimseye vermemiştim. Çünkü yıkayınca uzun boncukları kararmıştı. Şakadan çıkarıp Neslihan’a giydirince çok beğendi, vücuduna da uyunca (E biz de gençliğimizde böyle kütük beden değildik), uzun boncukları değiştirip kollarını kısaltıp bir de arkadan dekolteyi açtık, ne demekse modernleştirdik ve kızıma nikahında giydirdik. Onca akraba arkadaş dostlardan uzak bir nikah oldu, sadece anne baba, kardeşler ve çocukları. Ah! Corona! Allah nerde varsa mesut etsin, bu derdi de dünyamızdan def etsin. Amin. 


 

21 Aralık 2020 Pazartesi

BABAM VE ALİ GALİP – Gülay Perşembe

 


Ali Galip, ağzımızı tatlandıran İzmir’in simge lezzetlerindendir. 1900’lü yılların başından itibaren bu lezzetleri halkla buluşturur. İhracat yapar, uluslararası olur. İzmir’in kozmopolit yapısı lezzetlere yansıtılır. Rum, Ermeni, Fransız, İtalyan ustalarla da çalışılır. Bugün İzmir’de Kemeraltı’na gittiğinizde ismi, lezzeti yaşatılmaktadır. Benim hayatımda da Ali Galip’in yeri vardır çünkü rahmetli babam Abdurrahman Akdil, burada 40 küsur yıl çalışmıştır. Fotoğrafta elinde kahve fincanıyla sağda oturan Ali Galip’in emektarı Babam Abdurrahman Akdil’dir. Daha sonra Şekerciler Çarşısı’nda açılan dükkanda çalışmıştır. Kasada oturuşunu hatırlayan kaç kişi kaldı? Babam 1964’de öldüğünde dükkan kapanmıştı. Sadece ALGA çukulatalarına ağırlık veriyorlardı. Ruhun şad olsun babacığım.

9 Eylül 2020 Çarşamba

KURTULUŞ GÜNÜMÜZ KUTLU OLSUN - Gülay Perşembe

    Çocukluğumun 9 Eylül’lerini anımsıyorum. Birçok törenin yanında, bir de geçit töreni yapılırdı. Basmane’den hareket eden topluluk Anafartalar’dan devam ederdi. Pazaryerinde oturan amcamın evinden tabure, oturak ne bulursak alır, Dönertaş Sebili’nin yakınında geçecek topluluğu beklerdik. O yıllarda siyasiler, öğrenciler, birçok kurumlar sırayla geçer bizi heyecanlandırırlardı. Kurumların bizlere attığı küçük reklam numunelerini (sabun, kuru üzüm gibi) kapmayı pek severdik. Bazı senelerde komşumuz Hanife teyze beni de yanına alır, Kemeraltı’nın paralelindeki kocasının manav dükkanına götürür, komşu amca bize kıymalı pide ısmarlar, sonra da Anafartalar’ın devamı olan Kemeraltı’nda töreni izlerdik. 60’lı yıllarda tören akışının yönü değiştirildi. Gelin girdiğim evin (Halitbey İlkokulu’nun yer aldığı sokağı bir adı da halk arasında Tatar Mahallesi’dir) yanındaki sokak ki, bir ucunda Akarcalı (Tatar) Camii, diğer ucunda da Varyant’taki Fatih Camii vardır. O sokağın Varyant’a çıkan yanı merdivenlidir. Bütün mahalle bu merdivenlere sıra sıra oturur töreni izlerdik. Çünku artık Basmane’den gelen topluluk, İkiçeşmelik’ten çıkıp Varyant’tan Konak’a iniyorlardı.

    33 senedir İnönü Caddesi’nde oturuyorum. İlk yıllar 9 Eylül akşamları askerler fener alayı ile geçerlerdi. Son yıllarda göremiyorum. Belki, karşı sıramız Karabağlar Belediyesi  29 Ekim’de olduğu gibi akşam geçit alayı hazırlamıştır. Kurtuluşumuz kutlu olsun.

Fotoğraf: Neslihan Perşembe 


 

1 Eylül 2020 Salı

ŞALGAM SUYUNU BİLMEZDİM – Gülay Perşembe

Evlenmeden evvel şalgam suyunu bilmezdim. Mersin-Tarsus kökenli bir aileye gelin gidince öğrendim. Biz acısızını yapıyorduk.  Biz dedimse ben ancak bebelerimle evle uğraşırken, kayınpederim ve  kayinvalidem oturur, büyük,ağzı dar bir damacanaya şalgamları doğraralardı. Ben de kaynattığım pancarların suyunu katardım.

Mersin’de renk için kırmızı havuç kullanırlarmış. İzmir’de bulunmadığı için biz pancar kullanıyorduk. Damacana şalgam ve pancar suyu ile dolunca mayalanması için içine nohut ve bulgur tuz katılıyor. Belli bir zaman sonra içilcek kıvama geliyor. Bir çeşit turşu suyu gibi. Bu fotoğraf bana eski günleri anımsattı. Ruhları şad olsun.

(Fotoğraf pixabay.com’dan alınmıştır.)

 

26 Ağustos 2020 Çarşamba

KİTAP DOSTU EŞİM – Gülay Perşembe

Haberler için açtığım televizyonda zaplarken bir kanalda “Çalıkuşu”nun dizisini gördüm. Gençliğimde  romantik romanları ne çok severmişim. Tekrar tekrar okuduğum “Çalıkuşu”, “Sinekli Bakkal” ve devamı “Tatarcık”, “Jane Eyre”... Sonra klasikleri İzmir Milli Kütüphane’den alıp okurdum. Yerli ve yabancı yazarların o güzel eserleri... Anladığım kadarıyla şimdi gençlerin birçok okuyanı bile eski eserlere merak sarmıyor. Tabii çağlarının yazarlarını tercih edebilirler. Eski eserler bizi mi daha iyi sarardı? Birçok kişi güzel edebi eserleri, hatta tarihi, ancak dizilerden öğreniyor!

Okumak öyle bir arkadaşdı ki, yalnız kitap değil gazete, mecmua, maceralı çizgi romanları da okurduk. 50’li yılların  daha çok erkek çocuklarının okuduğu “Pecos Bill” resimli dergilerini halamın yaşıtım torunlarından alıp okurdum. Şiirde de Ümit Yaşar Oğuzcan sevdalısıydım.

Şimdi bayıldığımız Nâzım Hikmet eserlerinin yasaklı olduğu dönemdi. Evlendiğimde rahmetli eşimin zengin bir kitap birikimi vardı. Kimi kitaplar raflara sığmadığından büyük koliler içindeydi. Bir gün bir koliyi boşalttı. En dibinden Nâzim Hikmet kitapları saklanmıştı. Komünizme gönül vermese de şairin  büyuklüğünü anlamış, kitapları edinmiş. Kızımın dediği gibi elektrikler kesildiğinde her akşam yaptıği hesabı kitabı bırakır, bize o güzel şiirlerden okurdu. Kitap sevdamız eşimle en cok anlaştığımız durumdu. Ev kadınlığı, çocukların yetişmesi, büyükleri de kollamam kitaplarla dostluğumu seyreltse de eşimin sevdası hep devam etti. Hatta ölmeden geçirdiği bir yıllık yatak hapsinde bile kitap okuyarak sıkıntısını belli etmedi.

Kitap dostu eşim ruhun şad olsun.

(Fotoğraf pixabay.com’dan alınmıştır.)

 

 

2 Ağustos 2020 Pazar

İZMİR KÖRFEZİ’NDE LİDAKİ – Gülay Perşembe


İzmir’de yer alan Göztepe Vapur iskelesi ile Marina arasında yaz başlarında her sabah 30-40 teknenin ne avladıklarını merak ederdim. Ne avladıklarını sonunda öğrendim. Çipuranın küçüğü olan Lidaki avlıyorlarmış. Bu balık Akdeniz’de yayılıyormuş, Türkiye’deyse Ege’de. Çamurlu ortamları seviyormuş. Kontrolsüz avlanma azalmasına neden oluyormuş. Balık çiftliklerinde de yetiştiriliyormuş.

KINALI BAMYA OMLETİ – Gülay Perşembe


Bamya aldın mı küçüklerini seçeceksin. Bu bamyalar için “kınalısını al” derdik. Büyüklerinin de çekirdek dediğimiz tohumlarının çok faydalı olduğunu bu yaşımda öğrendim. Bakın Bamya çekirdeğinin (tohumunun) faydaları nelermiş: Vücuda enerji verir, geç yorulmayı sağlar. Kan şekerini düşürür, vücudun kan şekeri oranını düzenler. Çekirdeklerin lif içeriği hayli yüksektir, mideyi korur, kabızlığı önler.

İlk defa bamyanın omletini de yaptım. Kardeşimin görümcesi yaparmış. Ben karıştırmadım, yumurtaları yiyeceğimiz sırada kırdım. Bir soğan ile bamyaları önce kavurdum. Suyunu tuzunu koydum. İki domatesi de ilave edip pişirdim. Bamyanın bir kısmını isteyene omlet yaptım. Bamya yumurtasız da güzelmiş. Sade kısmına limon veya koruk suyu yakışıyor.

İster misiniz faydaları öğrenilip hem de daha ucuz diye, kırmızı etin pahalılığından tavuk kanadına dönülen ızgara gibi olsun, o da pahalansın.

FARKLILIKLARIN UYUM SAĞLADIĞI BİR ROMAN ÇÖP-Gülay Perşembe

  Bodrum Turgut Reis’te düzenlenen, Hasan oğlumun da imzası olduğu için kızım Neslihan ile gittikleri YAYDER Bodrum Kitap ve Edebiyat Festiv...