14 Haziran 2023 Çarşamba

İĞLEK-Gülay Perşembe

 

    Bugün bir kelime öğrendim Tire sayfasından; iğlek. İğlek; reçellik erkek incirin adıymış. Urla İskelesi'nde, denize gittiğimiz yol boyunca incir ağaçları vardı, herkese yeten. Birkaç incir toplamışım reçel yapacağım. Tez olsun diye şekli bozulsa da dışını soyup haşlayayım dedim. Aman Allahım! Ellerimde o nasıl bir kaşıntı, bilememişim ki eldiven takayım.

    Rahmetli Halime teyzem, pek güzel yapardı incir reçelini. Onları kirece yatırırdı tatlanıp yumuşamaları için. Bana böylesi zor geldi, dışını soyayım demiştim. Rahmetli babam, Ali Galip'ten turunç reçeli getirirdi. Tadı bizim kabuklarından yaptığımız gibi ama turunçları ceviz büyüklüğünde toplamışlar, yeşil incir reçeli renginde. Gördünüz mü halk deyişi öğrendiğiniz bir kelime sizi anılarda ne çok kelimeyle buluşturuyor...


Male fig - By Gülay Perşembe

I learned a word today from the Tire District of Izmir page on Facebook. The name of the word I learned in Turkish is İğlek. The meaning of this word is the name of the male fig for jam.At Urla Pier, along the way to the sea, there were fig trees, enough for everyone. I've gathered some figs and I'm going to make jam. I thought I'd peel it off and boil it, even if it's deformed so that it's quick. My God! My hands were very itchy. If I knew it would itch like that, I would have worn gloves. My late aunt Halime used to make fig jam very well. She used to put the figs in lime to sweeten and soften them. It was hard for me to do this, I said I would peel the outside of the fig. My late father used to bring bitter orange jam from Ali Galip. It tasted just like what we make from our shells. However, they picked the citruses the size of a walnut. It was the color of green fig jam. Did you see how a word you learned as a folk saying brings you together in memories...

 

 


4 Mayıs 2023 Perşembe

HAYALİMDEKİ ŞAKAYIK-Gülay Perşembe

 


Çocukluğumun bahçesi... Avlu derdik, her hal küçüklüğünden. Küçükken bin bir çiçekler yanında, bir zerdali ağacı (acı çekirdekli kayısı) ve fıskiyeli üzeri deniz kabuklarıyla bezenmiş küçük bir havuzu da olan... Sonraları eksi geçen bir kışta donup yok olan zerdali ağacı... Ama çiçekler... Neden o yıllarda mis gibi kokardı çiçekler o güzel görüntüleri yanında...

  


Rengarenk güller, karanfiller, ağaçlaşmış şakayık hanim eli, o nazlı fullar... O güzel kokulu çiçekler arasında, günümün balkon sardunyalarına bile yer yok illa kokulu çiçekler olacaktı.

   Avlu duvarları babamın sevdiği renk yeşil badanalı, herkesler çivit mavisi boyarken (o zamanlar revaçta olan dolmakaleminin mürekkebi bile yeşil) ve çiçek saksıları, boşalmış yağ gaz tenekeleri ki onlar da yeşile badanalanmış. Özellikle ilkbaharda, pazar günleri o çiçekler elden geçer, budanır , çoğaltılır, gübrelenir (sokaklardan deve kervanıyla geçerdi gübre satanlar).

  


Bir de asmamız vardı çardaklanmış, bamya koruksuz olur mu? (şimdilerde limon sıkmak garibime gidiyor) Ve kalırsa siyahla bordo arası renklerde üzümleşen. Bir dostun paylaşımında bu demeti görünce ve aslını da fotoğraflayınca anılarım çocukluğuma gitti...

(Fotoğraflar pixabay.com’dan alınmıştır.)

6 Ağustos 2022 Cumartesi

KERVAN KÖPRÜSÜNDEN GEÇERKEN ÇOCUKLUĞUM – Gülay Perşembe

Meles Çayı üzerinde Tepecik başlarken yolları birleştiren bir köprücük; Kervan Köprüsü. Çocukluğumda, yetişme çağımda, babamla evimizden kıvrıla kıvrıla sokakları arşınlayarak bu köprüden geçer, Tepecik Pazarı’na giderdik. Az mesafe yok  ama eskilerde ne çok yürürmüşüz... (Babam öğlenleri ta şekerciler içinden gelip Namazgah Yokuşu’nu da çıkıp yemeğe gelirdi.) E pazara gitmişken Büyük Sinema’ya da uğranır, filmi izler, nevalemizi de alır dönerdik. Bir zamanlar Meles Çayı dericilerin artıklarından çok pis kokardı. Şimdi pek suyu olmasa da (Zannımca kaynakları evlerin dolmasından azaldı.) temiz ve pis kokusu giderildi. Yapılan viyadüklerin gölgesinde kalan, bir zamanlar üzerinden geçen deve kervanlarından adını alan Kervan Köprüsü bakın bana neler anımsattı...

 

31 Temmuz 2022 Pazar

ESKİ MİSAFİR ODALARI GALERİ GİBİYDİ – Gülay Perşembe


 

Eskiden, özellikle misafir odalarının duvarları adeta galeri gibiydi. İşlemeli panolarda öğüt verici sözler ve çiçek motifleri, bazen de fotoğraf oturtacak kısımlarıyla hazırlanırdı. Ve aile fotoğrafları.... Çocukların, torunların, yeğenlerin fotoğrafları da çerçeveletilip asılırdı. Çantaya çevirttiğim bu pano da, annemin o güzel nakışıyla, kenarlarında yeşil kadife paspartusuyla iki adet duvarımıza asılıydı. Paspartusu eskidi diye bozup çanta yaptırmıştım. Pişmanım. Yeniden asıp moda yaratabilirdim!

BİR AİLE FOTOĞRAFININ ANIMSATTIKLARI; ÖDEMİŞ BİRGİ – Gülay Perşembe

 


  Amatörce çekilmiş bir çekirdek aile fotoğrafı... Annem babam kardeşimle... Arkasındaki not;1962 Ödemiş. O gezimizde esas gaye Ödemiş Birgi’ye gitmekti. Birgivi hazretlerini ziyaret edip adak adamak. Rahmetli Hamit dayımın aileden toplayabildiklerini kamyonete bindirip getirdiği ziyaret. Orada kurban kesilip yenildiğini hatırlıyorum. Babam da kömür ocağını sırf çay demlemek için taşırdı. Hatta dönüşte güzel bir manzara görüntüsünü yakaladığımızda mola vermiştik. Yengemin abisi Sait abi “Burada ne güzel çay içilir!” dediğinde hiç üşenmeyen babam ateşi yakıp çay demlemişti. 

Ziyaret edilen Birgivi hazretleri 27 Mart 1523’Balıkesir de doğmuş. Babasından aldığı eğitimden sonra İstanbul’da Haseki Medresesi’nde eğitim alıp müderris olmuş. Ömrünün geri kalanında Birgi'de talebe yetiştirip halkı irşad edip eserler yazmış ve 'Birgivi' lakabıyla anılmış. İnsanımız Allah'a duada, illaki araya bir insanoğlunu koymayı seviyor. Aklı başında bir insan ancak saygısından ziyaret eder böyle ilim, irfan sahibi kişileri. 

Yazımı dört asır önce söylenmiş ve her asırda geçerli 'Birgivi'sözleriyle bitireyim: "Öyle bir zamanda bulunuyoruz ki, cehalet meşhur, ilim ise sözü edilmeye değmez olmuştur. Bazı kimseler hurefaları ve dinin yasakladığı şeyleri Allah'a yaklaşmanın en yüce yollarından sayıyor. İlmi zayıf bazı kişiler, insanları ibadet kılığına büründürülmüş yaygın bidatlara teşvik ediyorlar. Bu durum insanların kendisinden gafil bulunduğu bir musibettir.” Ne demeli “Tarih tekerrürden ibarettir." boşuna denilmemiş. Akıllansaydık tekerrür eder miydi?

 


26 Kasım 2021 Cuma

CÜMBÜŞ – Gülay Perşembe

 

TRT Müzik kanalında “cümbüş”le müzik yapılan bir program var. Sanat musikisinin gençliğimizde ezberimiz olan o güzel melodilerini çalıyorlar. Merak ediyorum “cümbüş” ile “ud”un farkını. Araştırınca; "cümbüş"ün "ud"dan farkının 12 telli bir melez tınıya sahip olduğunu öğreniyorum. Cümbüş, Zeynel Abidin Cümbüş (1881-1947) tarafından 20. yüzyılın başlarında geliştirilmiş. Sosyal medyada okuduğuma göre Zeynel Abidin Cümbüş, İzmir'de Beyler Sokağı’nda dükkân açmış ve bu dükkanda çalgı imalatına başlamış.

Yine okuduklarıma göre "cümbüş"; kimliğine ulaşamamış bir çalgı. "Ud" ile en belirgin farkı; yüksek ve metalik ses tonuymuş. Ayrıca çıkabilir sapı sayesinde gövdeye değişik uzunlukta saplar konularak, sadece sapı değiştirilerek standart bir "ud"a, "mandolin"e ya da "tanbur"a dönüşebiliyormuş.

 



Aslında "tanbur"a bayılırım ama yaylı çalınırsa aynı ney gibi insan sesine en yakın sanat musikisi sazı olarak duyumsarım.

 

21 Eylül 2021 Salı

"SEVGİNİN IŞIĞINDA ZAMANA DOKUNMAK" KİTABINDA YAZAR AİLESİNİ ANLATIYOR – Gülay Perşembe

   


    Oldum olası anı kitaplarını severim. Benim dünyamda daha bir yaşanmışlık anlatır sanki. Bitirdiğim “Sevginin Işığında Zamana Dokunmak”, yazarımız Tülay Pırlant’ın kitaplarından biri. Tülay Pırlant kitabında ailesinin hayatını okurlarla paylaşırken Türkiyemin aydınlanma dönemlerini, karartma hareketlerini de anlatıyor.

    Kitapta; köy enstitüsü mezunu öğretmen bir baba ve aydın bir köy ebesinin, Türkiye’yi kalkındırmak, gençlerini eğitmek çabalarını okuyorsunuz. Bu okumada çalışan anneye özlem duyma da var. Her şeyden öte köy enstitülerinin o fakir çocuklarının, nasıl aydın, vatana millete faydalı işler yapan bireyler olarak yetiştirildiğine dikkat çekiliyor. Gözlemlerine tanık olduğumuz yazar, bazen hayal kurmanın nasıl isteklere zemin hazırladığını belirtiyor. En güzeli de benim yaşadıklarıma benzer tarihsel gerçekleri de anlatması.

    Kızımın 2018 yılında İzmir Kitap Fuarı’nda edinip benim adıma imzalattığı Etki Yayınları tarafından yayınlanan “Sevginin Işığında Zamana Dokunmak”, kitaphanesinden yeni elime geçti. Yazarımıza nice kitaplar yazması dileğiyle 23 Eylül’de kaybettiği annesinin yıldönümünde tüm ölmüşlerimizin ruhları şad olsun.


 

FARKLILIKLARIN UYUM SAĞLADIĞI BİR ROMAN ÇÖP-Gülay Perşembe

  Bodrum Turgut Reis’te düzenlenen, Hasan oğlumun da imzası olduğu için kızım Neslihan ile gittikleri YAYDER Bodrum Kitap ve Edebiyat Festiv...