2 Mayıs 2021 Pazar

ÜÇ YAZ İKİ KIŞ RAMAZANI-Gülay Perşembe

 


Üç yaz, iki kış ramazanı geçirdim. (Tabii birçok da bahar ramazanı.)

İlk yaz ramazanı çocukken 40'lı-50'li yıllar. Anılarımda kalan hasır serilmiş bahçesinde teravih namazı kıldığımız Namazgah Patlıcanlı Camii.

İkinci yaz ramazanı 70'li-80'li yıllar Urla İskelesi'nde yazlığımızda geçen ve çok sıcak olan havadan kadın kadına denize bile girdiğimiz.

Ve üçüncü yaz ramazanını yaşlılığımda bitirirken artık takatımızın kalmadığı üzüntüsü. Başka türlü telafisinin  de kişilere faydası olduğu inancıyla... Hayırlı Ramazanlar cümlemize...

(Fotoğraf: Neslihan Perşembe Kulakoğlu)

TERBİYELİ KÖFTELİ KEREVİZ - Gülay Perşembe

 


(Kuzenim Sevinç tavsiyesiyle)

Terbiyeli köfte ve terbiyeli kereviz kökü bileşimi, ikisi de terbiyeli yapıldığı için birbirlerine yakıştı. Çocukluğumda annem daima kuzu etiyle yapardı. Ve Giritlilikten ot merakından olacak, küçük köklü ve yaprağı bol ağırlıklı kereviz alınırdı. Ben pek kerevizi sevmezdim, biraz kök ve etleriyle idare ederdim. Rahmetli babam, şekerciler içinden, öğle yemeğine Namazgah Yokuşu'nu tırmanıp eve gelirken, Havra Sokağı'ndan bu küçük köklü kerevizleri de getirirdi. Bizler şimdi kerevizi birçok değişik türde kullanıyoruz. Hatta çiğ rendeleyip yoğurt salatası yapıyoruz. Eğer etin yoksa böyle köfteli yapmak, kıymalı yapmaktan daha güzel.

Üç kök kerevizi soydum, 150 gr kıymaya tuz, karabiber ve çiğ pirinci, sarısını terbiyeye ayırdığım yumurta akını katıp yoğurdum (ben bir kaşık galeta unu da koyarım). Küçük köfteleri ve bir küçük soğanı tereyağı ile zeytin yağı karışımında kavurup kerevizler ve suyunu kattım. Tuzunu da verince bir güzel pişti. İndireceğime yakın yumurta sarısı bir kaşık un ve bir limonla yaptığım terbiyesini de katıp tamamladım.

Afiyet olsun.

19 Mart 2021 Cuma

BİR FOTOĞRAFTAN NE ANILAR ÇIKAR - Gülay Perşembe


1943 yılından bir hatıra. Üç kız kardeş, üç bacanak, bir kayınvalide ve bendenizin (ortada beyaz elbisesinin eteklerini tutan çocuk) poz verdiği bir kartpostal.

Elime geçen fotoğrafların önce arkasına bakarım çünkü genellikle babam, fotoğrafların arkasına not düşerdi. Zamanını, fotoğrafın çekildiği yeri veya gerekçesini yazardı. Bu fotoğrafta bilgi yok ama en azından fotoğrafçı damgası okunuyor. Foto Işık Ali Balım. Birçok fotoğraf ile gruplara girince, fotoğraf ve fotoğrafçı bilgilerini merak ediyorsunuz. Araştırırken Ali Balım’la ilgili bilgilerde, Tarık Dursun K.'nın bir yazısını gördüm. Bizdeki hangi kitabından bu parça diye merak ettim. Bizde aradığımız kitabı, kitaplığımızın hangisinde olduğunu büyük kızım Gülnihal hemen bulur . Tahmin ettiğim gibi, Tarık Dursun K.'nın “Kaş Kaş Üstüne Taş Taş Üstüne” adlı kitabının içinden buldum Foto Işık Ali Balım ve arkadaşlık ettiği oğullarını anlattığı yazısını. Neyse bu başka konu.

Fotoğrafta dikkat çeken bir nokta da, yeni gelin olduğunu tahmin ettiğim küçük teyzemin kolundaki bilezikler. Hep düşünürüm; şimdi olanın bile takıp takıştırıp sokaklara çıkamadığı bir zaman yaşıyoruz. O devirdeyse, hele de girmesek de zorluklarını çektiğimiz İkinci Dünya Savaşı yıllarında kadınlar, rahatça takılarını kollarına takabiliyor, kullanabiliyorlar.

Çocuklarım anneannelerinin ileri yaşlarına yetiştiler. Hep söylerdim çocuklarıma; anneannenizin yaşlılığında boyunun kısalığına bakmayın. Anneanneniz, kardeşleri içinde en uzunuydu. Bu fotoğraf da bunun ispatı.

Bir akraba nikahı dönüşü İzmir Fuarı’nda yapılan (Kültürpark) göl önünde çekilmiş bir fotoğraf bana neleri çağrıştırdı değil mi? Eski fotoğraflar daha kıymetli. Eskiden öyle herkesin bir fotoğraf makinası yoktu. Fotoğrafhanelerde fotoğraf çektirirdiniz veya böyle dolaşan fotoğrafçılardan rastlarsanız, babam gibi meraklıysanız hatıra fotoğrafı çektirirdiniz.

Küçük kızım Neslihan "Eski anılardan bir şeyler yaz. Fotoğraflarından yazılar çıkarabilirsin” diyor. Ben de, “Benim renkli bir hayatım yok. Ne yazayım?” diyordum. Neslihan, önüme fotoğraf albümü koydu. “Bir fotoğraftan ne anılar çıkar” dedi. Çıkarmış.

5 Ocak 2021 Salı

50’Lİ 60’LI YILLARDA DİKTİĞİMİZ GELİNLİKLER - GÜLAY PERŞEMBE

 


50’lerden bu fotoğrafı görünce anılarım debreşti. 50’li 60’lı yıllarda diktiğimiz gelinlikler genellikle uzun kollu olurdu, iç sateni straplez olsa da. Hem de el üzerine kol sivrilirdi. Enstitü Tekamül (Olgunlaşma) Atölyesi’nde nice gelinlik diktim. Akraba kızlarına da. Hep bir toplanır, elebaşı ben biçer, prova yapar hep birlikte kolaylardık. Bazılarının sadece beden kısmı o güzel Fransız dantelleriyle kaplanırdı. Bütçeye göre eteğe de kullanan olurdu. En güzel kumaşlar da daha ziyade Hasan İkbal Mağazası’ndan alınırdı. Dantelinin motifinin üzerine boncuklarla işlenirdi. Biçilen günde kayınvalideler üzerine para atar, biz öğrencilere bir pastane parası çıkardı. Kuzenim Ferah’cığımın gelinliğini keserken kayınvalidesinin (kendisi Kilis kökenlidir ) zılgıt çekişini unutmuyorum. Kendi saten düşes gelinliğime de az bir dantel kumaş aldırıp önüne aplike yapıp boncuklarla işlemiştim. 50 küsur yılda kimseye vermemiştim. Çünkü yıkayınca uzun boncukları kararmıştı. Şakadan çıkarıp Neslihan’a giydirince çok beğendi, vücuduna da uyunca (E biz de gençliğimizde böyle kütük beden değildik), uzun boncukları değiştirip kollarını kısaltıp bir de arkadan dekolteyi açtık, ne demekse modernleştirdik ve kızıma nikahında giydirdik. Onca akraba arkadaş dostlardan uzak bir nikah oldu, sadece anne baba, kardeşler ve çocukları. Ah! Corona! Allah nerde varsa mesut etsin, bu derdi de dünyamızdan def etsin. Amin. 


 

21 Aralık 2020 Pazartesi

BABAM VE ALİ GALİP – Gülay Perşembe

 


Ali Galip, ağzımızı tatlandıran İzmir’in simge lezzetlerindendir. 1900’lü yılların başından itibaren bu lezzetleri halkla buluşturur. İhracat yapar, uluslararası olur. İzmir’in kozmopolit yapısı lezzetlere yansıtılır. Rum, Ermeni, Fransız, İtalyan ustalarla da çalışılır. Bugün İzmir’de Kemeraltı’na gittiğinizde ismi, lezzeti yaşatılmaktadır. Benim hayatımda da Ali Galip’in yeri vardır çünkü rahmetli babam Abdurrahman Akdil, burada 40 küsur yıl çalışmıştır. Fotoğrafta elinde kahve fincanıyla sağda oturan Ali Galip’in emektarı Babam Abdurrahman Akdil’dir. Daha sonra Şekerciler Çarşısı’nda açılan dükkanda çalışmıştır. Kasada oturuşunu hatırlayan kaç kişi kaldı? Babam 1964’de öldüğünde dükkan kapanmıştı. Sadece ALGA çukulatalarına ağırlık veriyorlardı. Ruhun şad olsun babacığım.

9 Eylül 2020 Çarşamba

KURTULUŞ GÜNÜMÜZ KUTLU OLSUN - Gülay Perşembe

    Çocukluğumun 9 Eylül’lerini anımsıyorum. Birçok törenin yanında, bir de geçit töreni yapılırdı. Basmane’den hareket eden topluluk Anafartalar’dan devam ederdi. Pazaryerinde oturan amcamın evinden tabure, oturak ne bulursak alır, Dönertaş Sebili’nin yakınında geçecek topluluğu beklerdik. O yıllarda siyasiler, öğrenciler, birçok kurumlar sırayla geçer bizi heyecanlandırırlardı. Kurumların bizlere attığı küçük reklam numunelerini (sabun, kuru üzüm gibi) kapmayı pek severdik. Bazı senelerde komşumuz Hanife teyze beni de yanına alır, Kemeraltı’nın paralelindeki kocasının manav dükkanına götürür, komşu amca bize kıymalı pide ısmarlar, sonra da Anafartalar’ın devamı olan Kemeraltı’nda töreni izlerdik. 60’lı yıllarda tören akışının yönü değiştirildi. Gelin girdiğim evin (Halitbey İlkokulu’nun yer aldığı sokağı bir adı da halk arasında Tatar Mahallesi’dir) yanındaki sokak ki, bir ucunda Akarcalı (Tatar) Camii, diğer ucunda da Varyant’taki Fatih Camii vardır. O sokağın Varyant’a çıkan yanı merdivenlidir. Bütün mahalle bu merdivenlere sıra sıra oturur töreni izlerdik. Çünku artık Basmane’den gelen topluluk, İkiçeşmelik’ten çıkıp Varyant’tan Konak’a iniyorlardı.

    33 senedir İnönü Caddesi’nde oturuyorum. İlk yıllar 9 Eylül akşamları askerler fener alayı ile geçerlerdi. Son yıllarda göremiyorum. Belki, karşı sıramız Karabağlar Belediyesi  29 Ekim’de olduğu gibi akşam geçit alayı hazırlamıştır. Kurtuluşumuz kutlu olsun.

Fotoğraf: Neslihan Perşembe 


 

1 Eylül 2020 Salı

ŞALGAM SUYUNU BİLMEZDİM – Gülay Perşembe

Evlenmeden evvel şalgam suyunu bilmezdim. Mersin-Tarsus kökenli bir aileye gelin gidince öğrendim. Biz acısızını yapıyorduk.  Biz dedimse ben ancak bebelerimle evle uğraşırken, kayınpederim ve  kayinvalidem oturur, büyük,ağzı dar bir damacanaya şalgamları doğraralardı. Ben de kaynattığım pancarların suyunu katardım.

Mersin’de renk için kırmızı havuç kullanırlarmış. İzmir’de bulunmadığı için biz pancar kullanıyorduk. Damacana şalgam ve pancar suyu ile dolunca mayalanması için içine nohut ve bulgur tuz katılıyor. Belli bir zaman sonra içilcek kıvama geliyor. Bir çeşit turşu suyu gibi. Bu fotoğraf bana eski günleri anımsattı. Ruhları şad olsun.

(Fotoğraf pixabay.com’dan alınmıştır.)

 

FARKLILIKLARIN UYUM SAĞLADIĞI BİR ROMAN ÇÖP-Gülay Perşembe

  Bodrum Turgut Reis’te düzenlenen, Hasan oğlumun da imzası olduğu için kızım Neslihan ile gittikleri YAYDER Bodrum Kitap ve Edebiyat Festiv...